| 1 |
Walter Gropius tarafından Almanya'da kurulan Bauhaus'da temellenmiş bir yaklaşım olan Temel Sanat ve Tasarım, Bauhaus'da işlevselliğin ve zanaatın pratik, yaşamsal alana dâhil edildiği, sanat ve tasarımın iç içe geçtiği bir anlayış olarak benimsenmiş, mimari prensiplerin öncelikli olarak uygulanması amaç haline gelmiştir. |
|
|
| 2 |
Gestalt psikolojisi (Gestalt psikolojisi okunur) ya da Gestaltizm (Almanca’da şekil ve form anlamına gelmektedir) bilişsel süreçler içerisinde özellikle "algı" ve "algısal örgütlenme" konularında yoğunlaşmış psikoloji teorisidir. 20.yy'ın ilk yarısında, Almanya'da ortaya çıkmıştır. Gestalt psikolojisi kaotik görünen bir dünyada anlamlı bir algıya sahip olmamızın temelde hangi kanunlara dayandığını anlamaya çalışır. Gestalt psikolojisinin ana prensibi zihnin kendi kendisini algıladığı şeylerde bir bütün görmeye organize etmesidir. Bu prensip şu düşünce üzerine kuruludur: İnsan zihni (algı sistemi), gerçekliğin kendisinin onu oluşturan parçalardan bağımsız bir bütünlüğe sahip olduğu algısını oluşturur. |
|
|
| 3 |
Doku (Tekstür) Doğadaki tüm nesnelerin ve varlıkların görme, dokunma duyularıyla kavranabilen, iç yapılarının işlevsel özelliklerini dışa vuran yüzeysel etkilerine “Doku” (Tekstür) denir. İçi sınırlayan varlıkların dış yapı durumudur. Bu, doğanın yapısal bir özelliğidir. Her varlığın karakteristik bir dış yapı oluşumu vardır. Objelerin dış görünüşlerindeki ayrıcalıklarını sağlayan dokusal yapı farklılıkları, dokusal yüzeylerin oluşumunu ve tanınıp ayırt edilmesini sağlar. Örneğin; çeşitli ağaçlar dokusal yapılarındaki karakteristik farkları nedeniyle tanınıp ayırt edilmektedir. Yüzey ne tipte olursa olsun parça ile bütün arasında birtakım temel bağlantılar bulunabilir. Doku, birbirine eş ya da birbirini tamamlayan birim biçimlerin belli sistemlerle yan yana gelmesinden oluşur. Dokular yüzeyleri oluşturur. |
|
|
| 4 |
Yapay dokular, insanın bilgi, emek ve teknikle işleyerek estetik tasarım kaygılarıyla yaptığı görsel yüzey değerlendirmesidir. Yapay doku oluşturmada sonsuz sayıda birim biçim olanaklarından yararlanarak, yine birbirinden farklı tasarımlar gerçekleştirilebilir. Yapay doku, insan eliyle üretilen nesnelerin dokularıdır. Ancak çeşitli kullanım amaçları için imal edilmiş ürünlerin dokuları yapay olsalar da sanat ürünleri için konunun dışındadır. Örneğin, giysi olarak örülen kazağın dokusunun sanatla ilgisi yoktur. Dokuma ve örme tekniğinin olanakları ile estetik kaygılar taşıyan yeni doku tasarımları ise güzel sanatlar açısından yapay doku olarak değerlendirilir. |
|
|
| 5 |
Altın oran, matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği düşünülen geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır. Bir yapı ya da sanat eserinin altın orana yakınlığı, onun aynı zamanda estetik olarak güzelliğinin bir ölçüsü olarak kabul görmüştür.
Çapraz Tamamlayıcı Renk Armonisi: Renk çemberinde bir renkle birlikte, tamamlayıcı renginin(karşısındaki rengin) sağına ve soluna komşu olan renklerin birlikte kullanılması ile gerçekleştirilen renk armonisidir.
Üçlü Renk Armonisi: Renk çemberinde birbirine eşit uzaklıkta olan ve bir üçgen oluşturan 3 rengin birlikte kullanılmasıyla yaratılan renk armonisidir. |
|
|
| 6 |
Renk armonileri ve altın oran- armoni çeşitleri tanıtılır, her bir armoni çeşidine örnek oluşturacak çalışmalar gerçekleştirilir.
Tek Renk Armonisi: Tek bir rengin açıklık ve koyuluk gibi ton (tram) değerleri arasındaki renklerin tercih edilmesiyle gerçekleştirilen renk armonisidir.
Analog Renk Armonisi: Renk çemberinde birbirine komşu olan renklerin tercih edilmesiyle gerçekleştirilen renk armonisidir.
Tamamlayıcı Renk Armonisi: Renk çemberinde birbirinin karşısında yer alan renklerin oluşturduğu armonidir. |
|
|
| 7 |
Stilizasyon, objeyi gereksiz ayrıntılardan kurtararak, “Kendine özgü sadeleştirme, üsluplaştırma işlevidir.” Deformasyon ise biçimin bozulmasıdır. Doğal biçim oranlarını bozmadan, konuyu başka görüntüye sokmadan, nesnenin özelliklerini olduğundan fazla abartıya götürerek, temel biçimini, özelliklerini kayıp ettirmeden yapılan yüzeysel veya hacimsel bozmalara denir.
Stilizasyon: Tasarımda stilizasyon ve deformasyon, anlatımı güçlü kılan biçimsel öğelerdir. Herhangi bir nesnenin biçimini stilize veya deforme etmek, onun nesnel görünümünü karakterize etmek demektir. Tasarımcı bu yolla taklitten uzaklaşır. Üretilen yeni biçim, doğanın biçimi olmaktan çıkar ve sanatçı yeni bir gerçekliğe, öze ulaşır. Stilizasyon yapılırken seçilen nesnenin karakteristik özelliklerinden uzaklaşmadan eklemeler ve çıkarmalar yapılarak nesneye referans verilmelidir. Aşırı yoruma gidilerek nesnenin karakteristik özellikleri kaybedilmemelidir. |
|
|
| 8 |
VİZE |
|
|
| 9 |
20. yüzyıl başında Fransa' da ‘Fovizm‘’, Almanya'da ‘Die Brücke’ ve ‘Der Blaue Reiter’ gibi sanatçı gruplaşmalarının ortak noktası, 1911 yılında Berlin' de dönemin avangard sanatını destekleyen galeri ve dergi Der Sturm'un sahibi Herwarth Walden' in gözlemlediği gibi, ‘dışarının izlenimi yerine, içerinin dışavurumu’na yönelmeleridir. Batı sanatında İzlenimcilik sonrasında son derece yaygın bir eğilim olarak ele alabileceğimiz bu gelişmeler bütünü, genel olarak ‘Dışavurumculuk’ başlığı altında ele alınır. Gerçi 'dışavurumculuk', bilindiği gibi, modernlere özgü bir tavır değildir. Norbert Lynton'ın ( 1 927-2007) altını çizdiği gibi, ‘İnsana özgü her eylem bir dışavurumdur; sanat da bir bütün olarak dışavurumcudur. |
|
|
| 10 |
Sanat, Ekspresyonizmle özgür biçimlere kavuşmuştur. Sanatçı, stilizasyon ve deformasyon yöntemlerini kullanarak insanın gerçeğe uygun görünümünü değiştirmiş, o dönemde insanın yaşadıklarını ifade ederken doğadan uzaklaşmaya başlamıştır. Bu şekilde sanatçı, insanı doğadaki gerçek değerini anlamaya ve anlam dünyasına yönlendirmektedir. Bu deformasyonların belli bir dünya anlayışını içerdiği ve gözlemden çok imgelemin önemli olduğu kavranmaktadır. Bu daha cesur biçimsel keşiflerle birlikte, artık sanat için daha özgür bir ortam söz konusu olmuştur. |
|
|
| 11 |
1916'da Zürih‘de adı konan ama 1920'lere kadar Avrupa'nın birçok kentine yayılan Dada, bazı genç sanatçıların dünya siyasetine ve burjuva değerlerine karşı muhalefet biçimi olarak gelişmiş, herhangi bir ortak sanatsal program izlememiştir. Sanatı doğrudan politik bir duruşun dışavurumu olarak kullanan fütüristler gibi sanatı değiştirmek değil yok etmek isteyen Dada'nın yadsımacı tavrı, özünde dünyanın gidişatına ilişkin derin bir çığlığın ifadesidir. Dada 'nın bu sanat karşıtı tavrının en belirgin ifadesi, anti-sanat terimini ilk kez kullanan Marcel Duchamp‘ın (1887-1968) hazır nesneleridir. Dada'nın yayılmaya başladığı yıllarda NewYork‘ta fotoğrafçı Alfried Stieglitz'in (1864-1946) kurduğu 291 adlı galeri çevresindeki sanatçılardan biri olan Marcel Duchamp hazır nesne kullandığı ilk yapıtlarına 1913 yılından itibaren Bisiklet Tekerleği ile başlamış, ardından Şişelik (1914) ve 20. yüzyılın·en çok tartışılan "Çeşme (1917) gibi yapıtları gelmiştir. |
|
|
| 12 |
İzlenimcilik akımı, Paris'te 1874 yılında ünlü fotoğrafçı Nadar'ın ( 1 820- 1 9 1 0) Capucines Bulvarı'ndaki stüdyosunda ‘Adsız Sanatçılar Birliği’ (Societe anonyme des artistes) adı altında bir araya gelen otuz sanatçının resmî Salon'a alternatif olarak düzenledikleri sergide ortaya çıkmıştır. Akıma adını veren, tüm bu sanatçıların ‘İzlenimcilik’ olarak tanımlanan üsluba yakın olmaları değil, akademik resme alternatif arayışları duyurmaları, bu anlamda aykırı bir duruşu sergilemeleridir. Bu aykırı duruşun 'izlenimcilik' olarak adlandırılmasında, Claude Monet'nin sergide yer alan ‘İzlenim: Gündoğumu’ başlıklı resmiyle ilgili olarak eleştirmen Louis Leroy'nın Le Charivari gazetesinde yazdığı yorumlar etkili olmuştur. Leroy, Monet'nin resminin bitmemişlik duygusu uyandırdığını, bu anlamda ‘düpedüz izlenimden ibaret’ kaldığını yazmış, bu tür resimler karşısında genellikle hayrete düşen izleyicinin duygularına tercüman olmuştur. Sergide yer alan Monet, Renoir, Degas, Pissarro, Cezanne gibi sanatçıların resimleri o dönemin egemen sanat beğenisi olan akademik resimlerden, örneğin Alexandre Cabanel (1 823-1 889) ya da William-Adolphe Bouguereau (1825-1905) gibi ressamların yapıtlarından o kadar farklıdır ki, bu hayretin nedeni kolayca anlaşılabilir. |
|
|
| 13 |
Doğadan yola çıkarak tasarımlar gerçekleştirilmesi, düşüncenin nesnelleşmesi sürecinde öğrencinin hayal gücünün geliştirilmesine yönelik bir çalışmadır. Belirli kavramların (rüzgarın ya da bir patlamanın) zihinde yarattığı çağrışımların ve imgelerin görselleştirilmesi hedeflenir. |
|
|
| 14 |
Dönem boyunca öğrenilmiş olan konuların genel tekrarı yapılır. |
|
|
| 15 |
FİNAL |
|
|